İmanın güzeli davranışlara yansıyanıdır

İmanın güzeli davranışlara yansıyanıdır

Dinimiz güzellik dinidir. Dinimizde ahlaki görevlerle dinin esası olan iman arasında sıkı bir ilişki vardır.

Peygamberimiz (s.a.v): imanın yetmiş küsür şubesi olduğunu ifade ettikten sonra: ’’Bunun en yüksek mertebesi Allah’ın birliğine iman etmek, en son derecesi de yoldan eza verecek şeyleri kaldırıp atmak, edep ve haya denilen davranış da imandan bir cüzdür’’ buyurmuştur. Demek ki, Allah’ın birliğini tasdik ve ikrar etmek nasıl imanın önemli bir esası ise, insanlara eza ve cefa verecek şeyleri ortadan kaldırmak, toplumun hayır ve menfaatine çalışmak da hem imandan bir cüz hem de ahlaki bir kuraldır.

Evet, iman, Allah’ın birliğini ve Rasülullah’ın hak peygamber olduğunu dil ile ikrar, kalp ile tasdik etmektir. Fakat bilmiş olalım ki, feyzi kalp sahasından dışarı taşmayan bir tasdikin fazlaca bir kıymeti de yoktur. Esas olan, kalbimizde parlamış olan iman nurunun hiç sönmeden devam etmesi ve çevresini aydınlatmasıdır. Dolayısıyla, kamil ve olgun bir iman, sahibinin kalbinden taşarak kişinin sözlerinde ve işlerinde tecelli etmelidir. Böyle bir imana sahip olanlar, Allah’ı sever ve Allah’tan korkar, sevdiklerini Allah için sever, sevmediklerini de Allah için sevmezler. İbadetlerini tam bir ihlasla yapmaya çalışırlar. Günah işlediği zaman tevbe ederler. Allah’ın azabından korkar, rahmetinden de ümidini kesmezler. Nimetlere şükreder, alçak gönüllü, merhametli ve şefkatlidirler. Dilini kötü ve çirkin sözlerden sakınırlar.

İnanmış kişi, temizliğe dikkat eder, namazını eksiksiz kılar, orucunu tutar, zekatını verir, yapamayacağı bir şeye söz vermez, verdiği sözden dönmez, misafirlerine ikramda bulunur, emanete hıyanetlik etmez, komşularını incitmez, doğruluktan ayrılmaz, bildiğini saklamaz, yalan yere şahitlik etmez, ailesinin haklarını gözetir, idaresi altındakilere nezaketle muamele eder, hüküm verme mevkiinde olduğunda adaletten ayrılmaz, dargınları barıştırır, her zaman insanların iyiliğine çalışır. Kötü yola sapmış olanları kınamaz; onları güzellikle yanlış yollarından çevirmeye çalışır, herkesle hoş geçinir, güler yüzlü tatlı sözlüdür. Ayrıca cimri ve müsrif (israf eden) değildir.

İşte bu saydığımız ve daha sayamadığımız şeylerin hepsi imandan birer cüzdür. Müslümanlığın temelini teşkil eden imanı bir ağacın köküne benzetirseniz görevlerimiz de o ağacın dalları, budakları ve meyveleridir. Dalsız, budaksız, meyvesiz, yapraksız kuru bir ağaç ne kadar önem arz ederse; tezahürleri insanın sözünde ve işinde görülmeyen kuru bir iman da o derece önem arz eder. Böyle bir iman yavaş yavaş kalpteki kuvvetini kaybeder.

Hâsılı kelam, ben Müslüman’ım diyen kişinin hem ibadet görevini yapması, hem de yukarıda bir kısmını özetlediğimiz bütün ahlaki ve sosyal görevleri eksiksiz yapmaya çalışması gerekir.

Görüldüğü üzere, Müslümanlık yalnız bir itikat ve sabit ibadetten ibaret değildir. Ahlaki ve ictimai emir ve hükümler de Müslümanlığın önemli bir cephesidir. Müslümanlıkta ahlaka verilen önem her şeyin üstündedir ve zaten İslamiyet’ten asıl gaye de ahlak güzelliğidir.



Benzer Konular

üye olmak için tıklayın.

Site İçi Arama:
Üye Girişi
Anket
Boş Alan